MERHABALAR...Muhabbete Seyahat Etmeye Hazırmısınız?

Sen de takipçilerim arasına katıl, beraber gezelim, daldan dala sohbetler edelim.

Bu Bir Kişisel Gezi ve Muhabbet Sitesidir...

Sitemi Gezin Yazılarımı Takip Edin.

Farklı Mekanları Gezmek Güzeldir...

Gezmenin Kendisi Güzeldir. İnsanın Ufkunu Açar.

Hele de Bu Mekanlar Farklı Ülkelerdeyse...

Farklı Kültürler, Farklı Görsel Şölenler...

Ve Tabiki Kişisel İlgi Alanlarımdan da Bahsedeceğim...

Kusura Bakmayın Ama Araba Merakımdan Bahsetmezsem Çatlarım. ..

2 Haziran 2012 Cumartesi

Seçme Videolar


Şu sıralar çok gündemde olan olay video "oğlum bak git"
(Orjinal Versiyon)



Orjinalinden Sonraki En Komik Olanı Bu
(300 Spartalı Versiyon)



Bu da Kukla Versiyonu
Bizim Millet Suyunu Çıkardı ama Yine de Eğlenceli be Abi...



Meşhur KPSS Abimizin "Beyin Bedava" Öğretisi :D



Üniversiteli Gençlik İşin Suyunu Çıkarmazsa Olmaz. Beyin Bedava Kampüs Versiyon :)



Beyin Bedava Nasrettin Hoca Versiyon :)



Beyin Bedava Dürüm Versiyon :)



Tülay Nolur Geri dön Tülaaaayyyyy :)



Tülay Nolur Geri Dön Remix (Çok Kalite Olmuş Cidden :))



Tülay Nolur Geri DÖn Şafak Sezer Versiyon :)



Tülay Nolur Geri Dön Nalan Versiyonu :)  Bu da benim favorim abii :D





1 Haziran 2012 Cuma

Otomobil Tutkusu

Merhaba Dostlar,
Kusura bakmayın ama hem kişisel blog kurup hem de araba sevdamdan bahsetmezsem kendimi kötü hissederim. Etrafımda herkes arabalara bu kadar düşkün değil. Belki kendime buradan araba manyağı dostlar edinebilirim diye düşündüm, iyi etmişmiyim :)) 

Bu araba konusu benim için hiç bitmez. O yüzden şimdiden peşin peşin benim için arabaların kralı olan arabayı baş köşeye koyuyorum. Üretildiği günden beri, ilk kasasından beri, o enteresan egzost sesini ilk duyduğum günden beri ben ona aşığım. 

Tabiki Mazda Rx 8'den bahsediyorum. Kırmızı olacak, sıfır olacak, sloganım bu. 






Bu tatmin edilemez bir duygu. Bir hayal. Öyle detaylı hayal ediyorum ki anlatamam. Mazda bayiine giriyorum. O esnada benimle birlikte gelen bir dostum, benim bu anlarımı küçük bir el kamerasına kaydediyor vaziyette. Nasıl ama ? Hayale bak :))  

Sonra satıcı kıza yaklaşıyor ve diyorum ki : - beni hatırladınız mı? Size bir gün buraya gelip, kırmızı bir Rx 8 alacağım demiştim, bunu da hatırladınız mı? (Bu konuşma Mazda'nın kaç yıllık satış elemanıyla aramda, bir Avm'de Mazda standında gerçekten yaşanmıştır )  

Bunu kaç kez hayal ettim anlatamam. Sayısını bilmiyorum artık. Bu öyle bir hayal ki, gerçekleştiremezsem mitolojik bir anı haline gelecek :))  Parayı ya elden ya netten takdim ediyorum ve kıza "anahtarı alayım" diyorum :) O sırada kağıt kürek işlerimi hallediyorlar tabiki. Geçici plaka işlemleri vs. vs. Anahtarı alıyorum ve ona, o hayale, o sevgiliye doğru yürüyorum :) Kıpkırmızı kapısını açıyorum ve o destansı koltuğa oturuyorum. Aman yarabbiiii. Kontağı çevirip o şaheser sesi o mükemmelliği duyuyorum. Kendine özgü bir ses bu. Ne hörültü ne zırıltı gibi. Çok tarz. Tamamen orjinal bir ses. 

Ve hayalime göre mutlaka yanımda bir adet Michael Jackson Cd'si bulunuyor :)  O kadar düşünmeme rağmen Popun Kralının hangi şarkısıyla bayiiden çıkacağıma karar veremedim :) Cd'yi takıp sesi açıp yavaş yavaş bayiiden çıkıyorum. Açık olan camdan yüzümü yalayan rüzgar, içimi saran mutluluk ve yılların hayaline kavuşmanın verdiği sevinçle oradan uzaklaşıyorum. 

Dedim ya size hayal dünyamı anlatacağım diye. "Bu ne şimdi?" demeyin boşuna :)  Bu bir tutku. Tarifi veya sınıflandırması yok. Herhangi bir kategoriye girmiyor.  Aşağıdaki videoda bir kız var ve bu kız tam olarak benim hayalimdeki gibi olmasa da bir benzerini yaşamış. O da yanındaki arkadaşına kendini çektirmiş. O da kırmızısını almış. Buyrun izleyin belki beni biraz anlarsınız. Aynı araba... Benim hayalimi yaşayan başka bir insan...





İtalya - Siena


Sevgili takipçilerim, sırada İtalya’nın Siena şehri var. Bu yazımda buradan bahsedeceğim sizlere. Siena bana sonbaharı çağrıştırmıştı. Çünkü şehre genel olarak baktığınızda bir sonbahar havası var. Kahverengi-kızıl arası renkte tuğlalardan yapılmış evler, şirin kafeler, daracık sokaklar ve bolca parke taşıyla bezeli enteresan bir yer burası. Toskana bölgesine ait olan bu şehirde göze çarpan şeyler ise ortaçağ mimarisi ve ünlü at yarışları.  
Şehre gelen tüm ziyaretçilerin mutlaka gezdiği gördüğü  Piazza del Campo’ya (Campo Meydanı) gittik. Burası şehrin ortasında bir yer. Çevre yine kahverengi-kızıl tuğlalı eski binalarla çevrili. Bu meydan biraz değişik. Meydanın yüksek ortası ise çukur olarak inşa edilmiş. Ortadaki o çukur alanda insanlar oturuyorlar ve bir sürü de güvercin var…

Etraftaki cafelerden, restoranlardan pizza veya sandviç tarzı şeyler almış geze geze yiyen insanlar görüyoruz. Sanki gelenek gibi herkes bu halde. Bu arada bu meydanda aynı zamanda ünlü Palio yarışları da yapılıyor. Biz o zamanı kaçırmışıoz ne yazıkki. 2 Temmuzda ve 16 Ağustosta olmak üzere yılda iki kere yapılıyor. Yarış zamanı şehir tam bir karnaval havasına bürünüyor. Meydanda bulunan kafelerin masaları sandalyeleri kaldırılıyor

30 Mayıs 2012 Çarşamba

İtalya - Pisa


Sevgili dostlarım, canım takipçilerim, Semiha Yankı’nın 1975 yılında Eurovision şarkı yarışmasında birinci olması gerekirken sadece Monaco’nun 3 puan vermesi ve diğer ülkelerin sıfır çekmesiyle sonuncu olan o muhteşem parçası eşliğinde İtalya – Pisa yazımı yazıyorum. Bu şarkıyı her dinleyişimde içimi bir hüzün kaplıyor. Çünkü Kıbrıs Barış Harekatı’ndan hemen sonraki Eurovision yarışmasında olduğu için Hristiyanlar klubü olan Avrupa siyasetle sanatı karıştırmayı tercih edip bu muhteşem şahesere sadece 3 puan verdi. Bu yarışmada ülkemizi temsil eden Semiha Yankı sadece 17 yaşındaydı ve izleyiciler performansın sonunda kendisini ayakta alkışladılar. Size sadece şu basit soruyu sormak ve gezi yazıma devam etmek isterim. Sizce ayakta alkışlanan bir canlı performans sonuncu olabilirmi?

Michael Jackson’u hepiniz tanırsınız eminim. Popun üstadının 1987 yılında çıkardığı Bad adlı albümde Smooth Criminal adlı bir parçası var. Hani şu Yetenek Sizsiniz yarışmalarında milletin sürekli taklit ettiği dansın şarkısı. Bu şarkının 1987 yılındaki klibinde Michael Jackson patenti kendisine ait olan öne doğru yatma hareketini ilk kez tanıtmıştı. Şimdi diyeceksiniz ki “ne alaka?”. Alakası şu ;  ne zaman İtalya’daki o meşhur Pizza Kulesi’ni (İtaly Pisa Tower) görsem aklıma Michael Jackson’un o meşhur hareketi geliyor.  Arada bu tarz konulara girmek istiyorum çünkü kendimi sizlerle sohbet ediyormuş gibi hissediyorum. O yüzden bazen konu dışına çıkabiliyorum. Kusura bakmayın… Pisa şehri, o yana yatık meşhur kulenin olduğu meşhur şehir. Floransa’yı (Florence) ikiye bölen Arno Nehri’nin (Arno River) denize döküldüğü o güzel şehir. Şehre girerken yüksek duvarlarla çevrilmiş olan alandan geçiyor ve Mucizeler Meydanı’na yani Piazza dei Miracoli ye geliyoruz. Gerçekten de mucize gibi bir yer burası. Eserler o kadar büyüklerki insanlar yanlarında küçücük kalıyor. Bu mücizeler meydanında zemin yemyeşil çimenlerden oluşuyor ve üzerinde Vaftizhane , Kathedral ve Kathedral’in çan kulesi olarak yapılan Eğik Kule yanyana duruyorlar. İnsanın bir gezginci olarak bu görüntüden etkilenmemesi mümkün değil.

Bu meşhur kulenin yüksekliğini merak ettiyseniz söyleyeyim 56 metre. Bu kule yapılırken bile eğilmeye başlamış diye söylentiler var. E tabi bu kadar meşhur bir yer olunca efsaneleri de çok oluyor. Hangisi doğru hangisi yanlış bilmek imkansız. Eğilmenin  nedeni olarak ise zeminin yumuşaklığı veya kulenin altından geçmekte olan su akıntıalrının olabileceği düşünülüyormuş. İtalyan hükümeti 1990 yılında bu kuleyi turist ziyaretine kapatarak bakıma almış. 2002 yılında tekrar ziyaretçi trafiğine açılmış olan kulenin bu bakım sırasında eğikliği bir nebze olsun giderilmiş. Bu kuleyle ilgili bir klişe durum var size ondan bahsedeyim. Hani kule eğik ya. Turistlerin kuleyi iterek düzeltmeye çalışıyor gibi komik resimler çektirmeleri adeta geleneksel bir hal almış. Bu esnada yüz ifadeleri de zorlanıyormuş gibi oluca resimler iyice komik oluyor. Kuleye girip tepesine kadar çıkılabiliyordu ancak çok fazla sıra vardı ve biz de bunun yerine şehri gezmeye devam ettik.
Bu arada bu bahsettiğim üç şaheserin hemen karşı tarafında çok hoş hediyelik eşya dükkanları ve hoş kafeler bulunmaktaydı. Pizza Kulesi şeklindeki fincanlar olsun, anahtarlıklar kalemler olsun bu tarz bir çok şey satılmaktaydı. Turistik yerlerden sıyrılp arka sokaklara doğru yollanınca sakin bir hayat tarzlarının olduğunu görüyorsunuz.

İtalya - Floransa


   Evet sevgili dostlar, İngiltere Gezisi Yazı Dizisi'nden sonra şimdi de İtalya seyahatine başlıyoruz. İlk durağımız İtalya’nın Toskana Bölgesi’nin başkenti olan Floransa şehri. Bu şehirden başlayarak gezi anılarımı anlatacağım. Floransa (Florence)(İtalyanca Adı Firenze) şehri 



   Rönesans’ın doğduğu yerlerden olduğu için adı sanatla ve kültürle sık sık anılmaktadır. Sanat ve kültür deyince insanlara sıkıcı gelebilir ama ön yargılı olmayalım ve okumaya devam edelim lütfen :) Şehir, Arno Nehri (Arno River) tarafından ikiye bölünmüştür ve çok hoş bir görüntüsü vardır. Allah’ım gezmeyi seviyorum ben ya :)



Gördüğünüz gibi seyrine doyulmayacak bir manzara...


Genel olarak şehrin görünüşü ve tarzı çok farklı. Kendine özgü bir mimarisi var...



   Floransa şehrine gelince önce  şehri genel olarak görme isteğimiz oldu nedense. Hemen Michelangelo Meydanı ‘na (Michelangelo Square) gidip şehre tepeden kuşbakışı bir baktık. Aman yarabbi çok güzel bir görüntü gerçekten. Bu şehir de göz ziyafeti yaşatıyor bize. Bu arada ilk kez bu meydanda gördüğümüz bir çıplak heykel var. Heykelin adı “David”. Daha sonra bu heykelle hemen hemen her yerde karşılaştık. Sanatın böylesi herkesi memnun edermi bilemiyorum artık :))






   Neyse bırakalım şu aptal heykeli. Bu meydandan şehri izlemek gerçekten çok güzel bir duyguydu. Gezilmesi görülmesi gereken her yeri buradan görebiliyordunuz. Örnek mi istiyorsunuz ; Duomo, Arno Nehri (Arno River), Ponte Vecchio, St.Croce ve daha niceleri. Hepsi ayaklarımızın altındaydı ve görsel ziyafet yaşatıyorlardı. Şimdi dilerseniz kuşbakışı yaptığımız yerlere gidip gezelim bakalım nasıl yerlermiş bunlar.

Öncelikle şunu belirtmek isterimki ben kiliselerin mimarisine her zaman bayılmışımdır. Benim gözümde kiliseler birer şaheserdir. Üstelik bunu muhafazakar bir vatandaş olarak söylüyorum. Bazılarımız okuyunca hemen anında tepki gösterebilirler. Saçma sapan gelebilir fakat bu böyle. İnançları veya işaretlerin , şekillerin manası bdeğil ilgilendiğim. Sadece görsel olarak yaklaşıyorum olaya. Eğer siz de böyle yaklaşırsanız hakikaten kiliselerin mimarisinin çok hoş olduğunu farkedersiniz. Ben hayatımda ilk defa Almanya’da bir kilise görmüş ve dikkat etmiştim. Çok kendine özgü bir mimarisi vardı. Köln şehrinde bulunan meşhur Dom Kilisesi’nden bahsediyorum (Kölner Dom) Gidin görün ve hayran kalmayın da görelim bakalım :) Neyse daha fazla böyle devam edersem Hristiyanlığa falan sempatim olduğunu sanacaksınız (Allah Korusun)

Aşağıda görünen resim Santa Croce Klisesi’ne ait. (Santa Croce Church) .






 Bu kilise erken Rönesans döneminde yapılmış ve içinde çok ünlü İtalyanların mezarları var. Kilisede Michelangelo, Machiavelli, Galileo  gibi ünlüler ve toplam 274 adet mezar. Enteresan bir yer. Neyse, kilisenin büyük meydanından geçiyor ve Duomo  Meydanı’na (Duomo Square) gidiyoruz. Santa Maria del Fiore kilisesinin heybeti heryerden farkediliyor. 







Kilisenin üzerindeki  ayrıntılı işçiliği seyrederek bile bir gün geçirilebilir . Öyle büyük ki bir fotoğraf karesine sığdırmak mümkün değil. Bu kiliseye çıkıp oradan da şehir izlenebiliyormuş biz çıkmadık.

Signoria Meydanı (Signoria Square) (Piazza della Signoria) adeta bir açık hava müzesi gibi görünüyor. 



Mitolojik kahramanları anlatan çeşitli heykelleri var. Her yer heykel dolu. 



Eski Saray’ın (Palazzo Vecchio) yan tarafında Cosimo’nun bir heykeli bulunmakta, sonra Michelangelo’nun David heykeli bulunan bir çeşme Poseidon Çeşmesi.






 Daha neler neler. İnanın zaman yetmez ve harcamak için enerji yetmez.

Neyse biz yine de gezmeye devam edelim, çünkü işimiz bu :) Floransa’da gezerken gözünüzden isteseniz de kaçamayacak olan şey ise sokaklardaki müzik gruplarıdır.



  Düşünebiliyormusunuz her an canlı müzik yapılıyor sokaklarında.  


Bu şehirde görsel sanatlar ve müzik her an karşınıza çıkıyor. 



Bunlar ilginizi çekse de çekmese de mecburen farkında oluyorsunuz. Çünkü çok fazlalar.



Az kaldı unutuyordum. Bir de sokak ressamları var tabiki.



Arno Nehri (Arno River) üzerinde birden çok köprü bulunmaktadır. Bu köprülerden Ponte Vecchio en ünlü olanıdır.

 ” Peki ama bu köprüyü ünlü yapan şey nedir” diye soracak olursanız cevap : tabiki üzerinde bulunan kuyumcular.

  
14.  yy’dan kalma bu köprününü üzeri kuyumcu dükkanlarıyla dolu. Bana çok enteresan gelmişti. Bir de siz bakın buyrun.




Ufak bir video...


   Floransa ile ilgili bu kadar gezi anısı yeterli bence. Çok fazla detaya girip de insanları sıkıp kaçırmak istemediğimden bazı noktaları yüzeysel geçiyorum. Eğer yazılarımla ilgili yorum yaparsanız çok memnun olurum. Çünkü ben bu yazıları sizler okuyun diye yazıyorum. Aklınıza ne geliyorsa benimle paylaşın. Sadece okumakla kalmayın. Bir sonraki İtalyan şehrinde görüşelim…



26 Mayıs 2012 Cumartesi

İngiltere Gezisi - SON -


    Müzeyi hava kararıncaya kadar gezdik. Çıktığımızda yorgun ve bitkin bir haldeydik ve derhal sevgili otelcağızımızın yolunu tuttuk. 
  Londra ile ilgili ya seversin ya nefret edersin diye bir söz işitmiştim. 






   Ben kesinlikle sevenlerdenim. Her ne kadar kapalı ve yağışlı havalarla akıllarımıza yer edecek olsa da çok güzel bir kent. Gecesi ayrı gündüzü ayrı ve capcanlı. Gezilecek yeri çok fazla. 



   Hani ülkemizde bazı şehirlerde yapacak hiçbirşey bulamazsınız. Sıkıntıdan patlarsınız. Fakat İstanbul’a bir gelirsiniz ki hayat hiç de öyle değildir. Capcanlı kıpır kıpırdır ya. İşte burası da kendi tarzında capcanlı bir yer. 




   Vakit geçirme sıkıntısı ,derdi burda yok. Öyle bir kavrama yer yok. Nereye yönelseniz bir farklılık bir enteresanlık var. Gez gez bitmiyor. Adamlar işi biliyor. 



   Bu sayede çok fazla turist çekiyor burası. Daha önce de belirttiğim gibi Paris’ten sonra dünyada en çok ziyaretçi alan ikinci şehir Londra’dır. Özellikle belirteyim ki tam anlamıyla kadınlara özgü bir şehir. Alışveriş manyaklığının dibine vurulabilir burada. Bazı şehirlerimizde insanlarımızın imdadına, yeni yapılan ve son zamanlarda moda olan AVM’ler Forum’lar yetişmektedir. 



  Eğer bu devasa alışveriş mekanları olmasa insanlar gezecek yer bulamıyorlar. Oysa meseleyi bu kadar dar bir çerçeveye sıkıştırmak ne kadar kötü. Hiç gezecek yer yok. Yapacak bir şey yok. Canı sıkılan mecburen mangal yapıyor. Halbuki alternatif çok fazla olmalı. Hangisini seçeceğini şaşırmalısın. Burda sırf mağaza vitrinlerine bakayım derseniz, gün size yetmez. Bizde bu tarz şehirlerin sayısı çok çok az maalesef. Neyse, sanırım İngiltere gezisi bu kadar yeter. En çok neyini beğendin diye sorarsanız kesinlikle siyah taksileri derim. İçi çok geniş ve çok konforlu. 
   Ayrıca görsellik beni mest etti. Gözlerim  görmeye doyamadı. Mimarisi çok çok farklı. Kendine özgü bir tarzı var. 








    Caddeler, evler her yer çok farklı. Eğer siz de bu farklılığı görmek istiyorsanız biraz para biraz İngilizce ve biraz da zaman bularak bunu gerçekleştirebilirsiniz. Bunlar yok mu? Sorun değil. İşte kardeşiniz sizi gezdirdi. Resimlerini koydum, elimden geldiğince anlattım.  Gezmeyi sevenler beni takip etmeye devam etsinler. Yeni seyahatlerle devam edeceğim. Materyallerim hazır. Gezdim gördüm , sadece size aktarmak kaldı. 
   Daha sonra sizlerden de gezi notlarınızı isteyeceğim. Böylelikle sadece benim gezilerime yer vermiş olmayız. Mesela içinizden birisi gezdiği bir yeri ve resimlerini bana yollar, yazılarını da yazar. Ben de onu yayınlarım. Gezen kişinin adını da yazarım. Herkes istifade etmiş olur. Bunu yapacağım inşallah. Takip eden, okuyan, hayal eden herkese teşekkürler. Benden ayrılmayın please…


İngiltere Gezisi - 13


   Londra’da geçirdiğimiz 3. gündü ve biz UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesin’de adı geçen Londra Kulesi’ne (Tower of London) gitmek üzere metroya binmiştik. 



  Burası Thames Nehri (River Thames) kıyısında bulunmaktaydı. Londra şehrinin aşağı yukarı 900 yıllık bir geçmişi olduğunu göz önünde bulundurursak burası önemli bir mekan olarak karşımıza çıkıyor. Hedefe varıncaya kadar tahmin bile edemezdik fakat burası oldukça devasa bir yer. 

  Dolayısıyla gezmesi saatler süreceğinden ve de yine fazla vaktimiz bulunmadığından hızlı davranmamız gerekiyordu. Zira ana hefedimiz burası değildi. Hem giriş ücreti olan 19 sterlin bize fazla geldi. Bu da işin bahanesi oldu ve birkaç kare fotoğraf çektikten sonra ana hedefimiz olan British Museum ‘ a doğru yollandık. 

  İlk metroyla Tottenham Court Road civarına ulaşıyoruz.






   Tabiki bu kadar hareket bizi her zamanki gibi acıktırdığından bir restorana dalıyoruz. Ve bilin bakalım yine ne yiyoruz. 






   Klişeleşmiş fish and cips keyfine burada da devam ettikten sonra sonunda asıl istediğimiz müzeye ulaşıyoruz.



    İngiltere Müzesi (British Museum) asla ve asla birkaç saatte gezilemeyecek bir müze. Ayrıca dünyada en önde gelen müzelerden biridir. İk açılışı 1753 yılına kadar gider. 







   O zamanlar bir sanat koleksiyoncusu olan Hans Sloane kendi eserlerini sergilemiş bu müzede.








  Başlangıç böyle olmuş sonra devamı gelmiş tabiki. Bu müzede her ne kadar ismi British olsa da dünyanın her yerinden getirilmiş olan 7 milyondan fazla koleksiyon bulunmaktadır. Ülkemize ait eserler dahi bulunmaktadır.